26 Aralık 2011 Pazartesi


 Gözlerinde kaybolmaya cesaret edemedim ben daha önce. Hiç olmayı göze alamadım. Yüzün aklıma gelince mıhlanıp kalmadı bende yelkovanlar. Ya da, ansızın gelen bir misafir gibi konmadı benim yüreğime sevgin. Tek hece, tek kelime mısra mısra dizilmedi kalbime işte. 
    Sabah yağmurun ıslattığı buğulu camdaki kalp'e baktığımda seni göremedim bir türlü.   
    Belki dedim. Bir ihtimal dedim.
    Olmadı. 
    Yani, avutmadı gözlerin işte.
    Benim geçiştirmelerim, senin tüm samimiyetin avutmadı.
    Sadece kaybolduğumu hissettim. İkilemde kaldığımı bile yeni farkettim.
    Sonra o noktaya odaklandım. Beynimin içindeki tüm saçmalıkları bir yana bırakıp, aklıma sen'in gelmeni bekledim. Gelmedin. Gelmeni istemedim, gelmeyi istemedin. Sıkıldın dimi?
    Kim bilir belki hangi gün, hangi saat, hangi söz, hangi film, hangi şarkıda yanıma gelecektin.
    Sahi, sen de benimle aynı fikirde miydin?

20 Aralık 2011 Salı


  Öylesine saçma bir bilinmezliğin içindesin ki şimdi. Hiç olmadık yerde, olmadık hayaller kuruyorsun. Nedensizce küsüyorsun o'na. Hani çocukken yaptığın gibi, büzüyorsun kollarını. Sonra usulca gidiyorsun odana. Kapının ardında seni bekleyen bir "o" varmışcasına korka korka atıyorsun adımlarını. Hayal kırıklığı yaşamaya o kadar alışkınsın ki. Düşünüyorsun.
  Saate bakıyorsun, "04.04" 
  Ahh, hayır. "O da beni düşünüyor" diyerek mi avutacaksın yoksa kendini?
  Yelkovanları birbirine denk görünce onun aklına sen gelmiyorsun ki. İzlediği romantik filmde de yoksun hani. Sıcacık battaniyesinin altında telefonundan mesaj geldiğini görünce sevinmesinin sebebi, sen değilsin.
   Değilsin işte. Olmayacaksın da zaten.
   Sen sadece içindekileri yazmakla yetindin çünkü.
   Hadi, bırak onu suçlamayı.
   Konuşma'yı deneseydin böyle olmazdı belki. Ama sen hissettin ve yazdın sadece.
   "Hissetmek&Yazmak"
   Ne kadar güzel bir ikili oysa. 
   Ama yetmedi değil mi? Yetmedi.




   Bak, gün ışıyor. Ürkekçe bekleme güneşin doğuşunu. Elinde kalemin, masanda süslü defterin. Biliyorum, yazmak istiyorsun yine, sonuna kadar yazmak. Amaçsız ve nedensiz. Diline gelmeyen kalemine gelsin istiyorsun. 
   Yapamıyorsun. En iyi bildiğin şeyi yap o zaman. Aşık olduğun şarkılarını yanına al ve deliksiz uykuya merhaba demeye başla. Gözünün kızarıklığını böyle kapatabilirsin ancak.
   
    İyi uykular sana.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Yazılıdan önce yapılması gerekenler;

"Bol bol" uyu: Eve gelir gelmez uyu, çok yorgunsun çünkü. Hem de her zamankinden daha fazla. Çünkü neymiş, yarın sınav varmış. Tak kulaklığını ve yaklaşık beş saat uyu. Net.

İnternette gezin: Kalkar kalkmaz internete gir, çünkü senin bahanen var. Ders çalışacaksın ya orda hani. Teoride böyle olsun da, pratikte tabiki facebook, twitter gibi sosyal ağlarda fink at. Arkadaşlarınla sohbet et. "Yae yarın matematik sınavım var ve hiçbişey bilmiyomm:(((" diye söylen. Yanına bir aile bireyi yaklaştığı vakit, hemen ekol hocayı aç. Çabuk, yakalanacaksın.

Sıra televiyonda: Bugün televizyonda en sevdiğin dizi var! Ohahahoahahaha. Kaçar mı lan bu? Kuzey havalı havalı küfrediyo, osman ağlıyo yazık. Azcık(!) dur, sonra çalışırsın. Kasma kendini. Lan! E saat 11.30 olmuş?! Git odana. Şimdi de telefonundaki mükemmel playlist, tüm cazibesiyle karşında. Aç ve hepsini dinle. Çok güzeller tabi. E dinledin, böyle bir gevşedin. Karnında kelebekler uçuşuyor. O da ne? Buzdolabıyla bakış, ve nu-tel-la! Yeppa yeppa.

Kültür şart: Bitirdin bunları dimi. E hafiften uykun da geldi. Şimdi ortalarında olduğun, o sürükleyici ve  mükemmel polisiye romanını eline al. Yatağa uzan. Immm çok heyecanlı. Ev-vet. Şimdi göz kapakların yer çekiminin etkisine kapıldı.

Vicdanınla yüzleşmeyeceksin tabiki: Hiç bakmadın bile kitaba dimi? Ama yüreğinin rahat etmesi, vicdanınla yüzleşmemen için biraz göz gezdirmen lazım. Al o matematik kitabını eline. Oku, soru çöz(meye çalış). Konuyu anladın bence. Çalışmışsın abi sonuçta.

Yarın serviste göz gezdirme ümidiyle uyuyorsun şimdi. Hadi ama yapma corc. Elinden geleni yaptın sen. Tatlı uykular.
Ne? Hayır hayır. Kötü not alışını rüyanda görmeyeceksin tabiki.



Öpüyorum çok.



   Aşık olmadığın birinin elini tutunca. Aşık olmadığın birinden hediyeler alınca. Aşık olmadığın biri "günaydın, ne yapıyorsun, iyi geceler vs" mesajlarını eksik etmeyince. Aşık olmadığın biri "sensiz yapamıyorum, seni çok seviyorum" deyince. Aşık olmadığın biri ile film izleyince, sohbet edince. Aşık olmadığın biri sana sımsıkı sarılınca. Tüm hayatın "aşık olmadığın biri" olunca.
    Sen daha fazla mutlu olmuyorsun tamam mı. Kalbin daha hızlı çarpmıyor mesela. Söyledikleri senin için daha derin anlamlar ifade etmiyor. Telefonunda mesaj sesi duyduğunda heyecanlanmıyorsun. Sen daha fazla "sen" olmuyorsun. Ol-a-mıyorsun.
    "Beni sevsin, mutlu etsin yeter. Onun aşkı biz'e yeter." diye bir şey yok çünkü. Yalan o işler. Şimdi büyük fincanına koyduğun sıcak çikolatanı eline alıp, en sevdiğin filmi onlarca defa izle. En sevdiğin müziği müzik listene koy ve tekrar modunu aç.
     Yapacak başka bir şeyin yok zaten. Biliyorsun. Di mi?